(Bir de çilekli tart yapmıştım ama onun resmini çekmemişim:)) Yukarıdaki resimler sırasıyla, şeftalili, kayısılı ve muzlu tart resimleridir.
Çook uzun zamandır hiçbir şey yazmadığımın farkındayım. Soğudum nedense... Yaptıklarımın resmini bile çekmedim çoğu zaman. Ama bu tarif çok hoşuma gitti gerçekten de. Her seferinde de mevsimine göre meyve koydum üzerine. son yaptığımda üzerine muz koydum ve tart jöle sürdüm, ama yine de muzlar karardı. Görüntü hoşuma gitmeyince beyaz çikolata sosu ile örttüm üzerini:)) Çok lezzetli oldu. Tarifini Kakaolu Pasta'nın sitesinden denedim.
sitesinden bakabilirsiniz. Ayrıca aşağıya da kopyalıyorum. Kendisinin de söylediği gibi 1 pk tereyağ hiç de fazla gelmiyor. Ben Sana'nın tereyağ ötesi adlı margarinini kullandım, çok beğendim.
Meyveli Tart taban:
250 gr tereyag (eritilmiş)
2 yumurta
1 turk kahvesi fincanı süt
1 su bardağı toz seker
2 su bardağı un
1 paket vanilya
yarım çay kasıgı kabartma tozu
sade pastacı kreması:
500 ml süt/ 2,5 su bardağı
150 gr toz seker/ ~3/4 su bardağı
35 gr un / ~1/2 su bardağı
1 yumurta
**bahsedilen bardak 200ml..
süsleme:
400-500 gr çilek
filen antep fıstıgı
2-3 tatlı kasıgı su ile açıtıgım jöle veya 2 paket dr oetker tart jöle
taban için :
eritilmiş tereyagına şeker süt ve vanilyayı ekleyip çırpın
ardından yumurtalarıda ekleyin
un kabartma tozunu ekleyin homojen karısımınızı 28 cm capında yağlanmış tart kalıbına dökün
180 derecede pişirin.
krema yumurta ve sekeri çırpın ardından unu ekleyin . en son süte bu karısımı ekleyip sos tencerenizde kaynayıp kıvam alana kadar pişirin
sogumus tabana ılınmıs(nerdeyse sogumus) kremanızı dökün kurulanmıs çileklerinizi uzunlamasına kesin üstüne rastgele yerleştirip fırca ile jöleyi sürün ve antep fıstıgını serpin :)
Yeni almış olduğum "Dünyanın en güzel kurabiyeleri" adlı kitaptan tarifler uygulamak için can attığım bir an gözüme çarpan bu tarifi uyguladım. İyi de etmişim. Az kalsın yakıyordum. 8 dakika pişirilmesi gereken kurabiyeleri oğlumun uyarısı üzerine yanmaya ramak kala fırından çıkardım. Limon kokusu çok harikaydı. Malzemeler: 3/4 su bardağı oda sıcaklığında tuzsuz tereyağı 1.5 su bardağı ince çekilmiş şeker 1 yumurta+1 yumurta sarısı 1 tatlı k. vanilya esansı(ben vanilya tozu kullandım) 1 adet limon kabuğu rendesi 1 tutam tuz 2+2/3 su b. tam buğday unu (ben beyaz un kullandım)
Hazırlanması: Tereyağını mikserle krema haline gelene kadar çırpın. Şekeri de ekleyip çırpmaya devam edin. Yumurtaları yavaşça ekleyin. Vanilya, limon kabuğu ve tuzu da ekleyip çırpmaya devam edin. Unu eleyerek ekleyin. Sonra aliminyum folyoya sarıp yarım saat buzdolabında bekletin. Unlanmış zeminde hamuru açıp kalıplar ile kesin. 190 derece, ısıtılmış fırında üzerleri hafifçe kızarana kadar pişirin. (Hemencecik pişiveriyor.) Pişen kurabiyeleri telin üzerine alın. Soğuduktan sonra süslenebilir. Afiyet bal şeker olsun.
Bir süre önce fotoğraf makinem arızalandığından canım bloga bir şey yazmak bile istemiyordu. Resimsiz hevesim kaçmıştı. Halbuki ilk yazmaya başladığımda makinem bile yoktu, bilgisayarım yoktu. Makinemiz neyseki kolayca tamir oldu ve ben ilk yaptığım yemeklerin hemen resimlerini çektim tabi. Fırın sütlacı herkes yapar, tarif yazmaya bile gerek yok. Ama yine de blogda bulunsun diye eklemeye karar verdim. Ben 2 kilo sütten yaptık. Çünkü 1 kilo sütten yaptığımda anında tükeniyor. Misafir gelme ihtimaline karşı 2 kilo yaptım.
Malzemeler
2 kilo süt
1 su bardağından 1 parmak eksik pirinç
2 su bardağından 1 parmak eksik şeker
2 pk. vanilya
5 çorba kaşığı nişasta(evde mısır nişastası vardı onu kullandım)
Öncelikle pirinci çok iyi yıkayıp üzerini geçecek kadar suda, pirinçler iyice şişene kadar haşladım.
Tencereye tüm sütü aldım. Ocağı yaktım, içine haşlamış olduğum pirinçleri ilave ettim. Üzerine az suyla açtığım nişastayı ekledim. Süt ısınınca içerisine şekeri ilave ettim. Süt kabarmaya başladığında da vanilyayı ilave edip altını kapattım ve kaselere boşalttım. Yarım saat dinlenmeye bıraktım. Üzerinin kabuk tutmasını bekledim. Daha sonra fırını 200 dereceye ayarladım. Kaseleri fırın tepsilerine dizip, tepsilerin içine de bir miktar su koydum ve tüm sütlaçları fırına verdim. Üzerleri yanmaya başladığında da fırından çıkardım. Hazır fırın sıcakken de bir kurabiye de yapayım bari dedim. Onun tarifini de daha sonra yazacağım. Sütlaçların tadı çok güzel olmuştu. Ben çok tatlı sevmiyorum. Hatta 2 kiloya 1.5 bardak şeker bile konabilir. Şimdilik bu kadar.. Blogumda bir fırın sütlaç tarifi daha var. O da nefis oluyor. Ben bu üstteki tarifi internetten buldum ve kendime göre biraz değiştirdim. Kilo başına 1.5 br. olan şekeri neredeyse yarıya düşürdüm. Pirincin haşlandığı su miktarını azalttım v.s.
Oğlumun Yılbaşı için sınıfça hazırlamış oldukları gösteriye gitmek için işyerimden güç bela izin aldım ve işte okuldaydım. Gerçekten de çok güzel hazırlanmışlardı. 5 yaşındaki çocukların bu kadar çok şey yapabilecek kapasitede olduklarını orada görünce daha iyi anladım. Öğretmenleri çok güzel çalıştırmıştı. Okul öncesi çocuklarla uğraşmak da yürek ister. Noel Baba geldi , çocuklara hediyeler dağıttı. Çok eğlendiler. Heyecanla gösterilerini sundular. Üstteki resim gösteriden önce sınıfta hazırlıkların tamamlanmasını beklerken tarafımdan çekildi. Fotoğraf makinemin tarihi yanlış. Günlerden 31 Aralık idi. Yukarıdaki resimde ise Noel Babaya hitaben sahneye gelmesi için şarkılar söylerken... Ama fotoğraf makinem nedense gün ışığının girmediği ortamlarda böyle karalık resimler çekiyor. Ne de olsa amatörüm. Makinem de ... Yine de okuldan nasılsa yılbaşı fotoğraflarını alacağım:) Geç de olsa herkesin Yeni Yılını kutlarım. Umarım 2008'i aratmayan çok güzel bir yıl olur. Sağlıklı ve huzurlu bir yıl diliyorum. Tüm sevdiklerimizle birlikte...
Bilgisayarımda birikmiş birkaç resmi bloguma koymaya karar verdim. Bu pastayı gofret disk denemesi yapmak maksadıyla hazırlamıştım. Oğlumun yaklaşan doğumgünü de bahanesi olmuştu. "Pastacı"nın sitesinde gördüğüm Doğum günü pastasını yapmaya karar verdim. Çok süper kabaran bir kekim oldu. Rahatlıkla 3e bolundu.
Arasını yine Pastacı'nın aynı pastasının kremasıyla kapladım. sonra yanlarına eti cin kullanmak istedim, uzerine de gofret diski yerleştirdim.
sonra da afiyetle yedik.
Fakat eti cinler yanlarda durmak istemediler, isyan çıkardılar. ben de minik sekerlerle süsledim. Pasta gayet başarılı oldu, ellerime sağlık.
Oğlumun 5 yaşını doldurup 6 yaşına gireceği doğumgünü yaklaştıkça gittikçe paniklemeye başlıyordum. Kimleri çağıracağım pasta nasıl olacak v.s. Oğlum "ben köpekli" pasta isterim diye tutturdu. Mecburen köpekli pasta yapılacak, peki nasıl? Hazır şeker hamuruyla kaplarım, birkaç da benek kondurdum mu bu iş tamam olur diye düşünüyordum. Bu konuda eşimin ablasının da bana yardım edeceğini düşünerek, tamamdır bu işi hallederiz diye düşünüyordum. Sağolsun geldi de yardıma. Ne varki şeker hamuru tecrübemiz ve fikrimiz de yoktu. Menü konusunda sorunum yoktu, en önemli mesele alnımızın akıyla pastayı yapmaktı. Çalışıyor olduğumdan pandispanyayı perşembe akşamı pişirdim. Selin Çağlayan'ın sitesinde gördüğüm pandispanyayı denedim ve favorim ilan ettim. Tam üç parçaya rahat rahat bölündü. 28 cmlik kalıpla 2 ölçü olarak pişirdim. hamurun 1 kase kadarını ayırıp ayrıca pişirdim. Bu küçük parça kafasını oluşturdu. Cuma akşam pastayı yapmaya başlayacaktık. Ben pastacı kreması ile yapmak istiyordum. Kremşantiyle pastacı kremasını karıştırmayı o şekilde kullanmayı düşünüyordum. Güzelce yumurta sarılarını ayırdım. Ocağa aldım. A o da ne, ocak yanmıyor. Meğer o gün kamyonun biri aprtmanın doğalgaz kutusuna çarpmış ve doğalgaz yanmıyor iki gün gelmeyecek. Hemen cremeole aklıma geldi. Saat 21.00den sonra bir tek Tansaş'ta bulabildim. Buna da şükür deyip pastayı hazırladık. Üçe böldüğümüz pandispanyaları ananas suyu ile ıslattık. Arakatların birinci katını cremole muz ve ananas ile, ikinci katını ise cremole ve damla çikolata ile kapladıktan sonra, tüm pastanın dış yüzeyini ise kremşanti ile kapladık. köpeğin kafasını da hazırladık ve yerleştirdik. Sıra geldi şeker hamuru ile uğraşmaya... Şeker hamurunu yağlı kağıt üzerine koyduk. Açmaya başladık. ne yaptıysak açılmadı. Biz de karar verdik pastamız zaten beyazdı. Kremşantiyle kaplıydı. Benekleri koyacaktık sadece şeker hamuru olarak, tabi bir de yüzünü ve kuyruğunu yapacaktık. Siyah gıda boyası diye bize satılan mavi gıda boyası çıktı. Bari kırmızıyla karıştıralım da mor olsun, koyu renk olsun dedik. Artık ben de moral sıfır olmuştu. Bilmediğin işe ne diye kalkışırsın be Sandra. Alsaydın paşa paşa pastaneden pastanı, rezil olmasaydın diye kendi kendime içimden söyleniyorum. Planımızı gerçekleştirdik. Mor beneklerimizi ve kuyruğumuzu pastamıza yerleştirdik. Daha evi hazırlayacağım , saat gece 2 oldu. 15 dk sonra şantinin üzerinden benekler rimel akar gibi kaya kaya ve aka aka kaymaya başladılar. Sabah ola hayrola dedik, beni uyku tutmadı tabi, en sonunda bayılmışım, sabah 8de kapı çalınca uyandım. İlk işim pastaya bakmak oldu tabi. Durum aynen ciddiyetini koruyor. ve sonuçta tüm pastadan benekleri çıkardık, güzelce hindistancevizi ile kapladık ve benekleri onun üzerine yerleştirdik. ama son dakika da yaptık herşeyi. Tekrar kayan benek görmek istemiyordum. Bu kadar aksilik bir doğumgünü için yeterince fazlaydı. Kuaförümün de suları akmıyordu. Taşıma suyla saçlarımı yıkadı. Eh bizim evde su vardı ama doğalgaz yoktu. Çayları da semaverde yaptım. Neyseki ocakla başka işim yoktu. İşte pastamız, üzerine kar yağmış gibi görünüyor.
Pastamızı bu şekilde kurtardık. Pastanın yan tarafında hindistancevizinin altından kapatamadığımız morluklar göze çok güzel çarpıyorlar:)) Yine de güzel bir operasyon oldu. Bir daha ne zaman şeker hamuruyla bir şey yaparım bilemiyorum. Öncelikle eğitimine giderim herhalde...:))) Doğumgününden iki resim daha: jelibonlu minik kekler ve sosisli lolipoplar..
Bir pazar günü yine evde ve ev işi yaparak günümü geçirirken bir yandan da akşam için ne pişirsem diye düşünüyordum. Eşim pide yapalım mı diye sordu. Aldım bilgisayarı elime ve internetten pide tariflerine bakmaya başladım. Kendi kafama göre aktif kuru hamur mayasıyla bir hamur hazırladım. Hamuru ekmek makinemin hamur yoğurma ayarıyla hazırladım. Ben de bu arada kıymalı içi hazırladım. Birçok blogcu arkadaş kıymayı çiğden pidelere koymuştu, bazıları da önceden pişirerek. Benim o sırada evde sivribiberim de yoktu. Ben pişirerek hazırlamaya karar verdim. Soğanı az yağda kavurdum. Üzerine kıymayı ilave ettim. Baharatlarla tatlandırdım. Üzerine de bol domates rendesi ekledim. Mayalı hamurumdan parçalar kopardım ve mümkün olduğunca büyük pideler hazırlamaya çalıştım. Biraz da tepside mayalanmasını bekledim. Sonra önceden ısıtılmış fırına verdim. Pişmeye yakın üzerlerine 1er adet çiğ yumurta kırdım. 10 dakika daha pişirip fırından aldım. Kenarları çok sertleşir diye endişeneiyordum ama hiç de öyle olmadı. Hamur: 1 su bardağı süt göz kararı tuz 1/2 bardak sıvı yağ 2 tatlı kaşığı kuru maya aldığı kadar un (yaklaşık 4 su bardağı)
not: hamur biraz yumuşak bir hamur olmalı. yoğurup 1 saat kadar mayalanmasını bekliyoruz. 2.not: hazirlayacağımız her bir pideyi tezgahta unlayarak açıyoruz ve önceden un serpilmiş tepsiye alıyoruz. maalesef akşam vakti ve mutfakta çekinmiş resimler olduğundan pek başarılı olmadı. Piştikten sonra ise hemen yendiği için pişmiş halinin fotoğrafını da çekemedim.
Muhteşem bir lezzet. Bizim evde yaz kış muhakak haftada en az bir kez baklagiller ailesinden bir şey pişer. Bu mercimek çorbası da olabilir, barbunya pilaki de... Sucuklu Kurufasulyeyi bu benim ikinci yapışım. Birincisini nasıl yaptığımı hiç hatırlamadığımdan bu ikinci yapışım da tamamen doğaçlama oldu:)) İçine soğan ve et koymadan, çok çok az yağda doğramış olduğum sucukları çevirdim. Salçasını ilave edip bir gün önceden suda beklettiğim fasulyeleri ilave ettim. Tzuunu baharatını ve suyunu da ekleyip düdüklüde pişmeye bıraktım. Daha sonra 10-15 dk kadar da ağzı açık olarak pişirdim. Eşim çok beğendi. Zaten bakliyatı çok sever.
Ah tatil ve güzelim yaz... Bu sene tatil olarak 5 günlüğüne annemin yazlığına gittik oğlum kızkardeşim, yeğenim ve ben. 1 haftalık yıllık iznimi bu şekilde değerlendirmeye karar verdim. Çınarcık'a. Çocukluğum Çınarcık'ta geçti. Çok severim Çınarcık'ı. Ailemle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Hele Çınarcık'ta insanın anıları aklına geliyor, hem hüzünleniyor, hem mutlu oluyor. Maalesef deniz çok kirliydi. Yeğenim ve oğlum için bu eğlenceliydi. Deniz çiçekleri (yosunlar) ve dört gözlü denizanalarına baktıkça çok eğlendiler. Resimdeki terlik bilmiyorum kaç yıllık. En az 9-10 yıllık. Bekârken alınmış ve orada kalmış. Bu sene ilk giyişimde parçalanıverdi, o kadar eski. Garip ama üzüldüm.
Deniz kenarına indiğinizde; tüm tanıdıklarınızı, bütün kış görmediğiniz ama yüzlerine aşina olduğunuz kadınları çocukları görüyorsunuz. Aaa şu , bebekliğini bildiğim çocuk değil mi, şu abla da ne kadar değişmiş.
Görüldüğü gibi denizde pek insan yok. Hem günün sonunda çekilmiş bir fotoğraf olmasından, hem de denizin içi denizanalarının istilasına uğradığından bomboş.
Çınarcık deyince kardeşimle benim aklıma hemen bir Sabri Balkan dondurması, haşhaşlı kek
ve meşhur yoğurt kurabiyesi gelir.
Her ikisi de nefistir. Kurabiye dendiğine bakmayın. Tatlı çörek gibidir tadı. Ama ben en çok haşhaşlı çöreğe bayılıyorum. İnsanın ağzında çıtır çıtır patlıyor.:)) Üstelik çok tatlı da değil. Yolu Çınarcığa yolu düşen herkese Özlem pastanesinin Haşhaşlı Kekini muhakkak denemelerini tavsiye ederim.